fazilet

ANNENİN AFFI

Asr-ı saadette; Alkame (R:A.), çok ibâdet eder, misafirperver ve fakirleri doyururdu. Birgün ağır hastalığa tutuldu. Eshâb-ı kirâmdan birkaç kimse Alkame´nin evine gidip, ziyâret ettiler. Son nefesinde Kelime-i Şehâdet getirmesini telkin ettiler. Fakat ne kadar uğraştılar ise de fayda vermedi.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Alkame´nin anne-sini çağırıp onun durumunu sordu. Annesi dedi ki:

— Yâ Resûlallah! Alkame, ibâdet ve taatte hiç kusur işlemezdi. Fakat birgün hanımını bana tercih etmişti, ben de bu yüzden ona darıldım.
Peygamber Efendimiz eshâbına bolca miktar odun getirip yakmalarını ve Alkame´yi içine atmalarını emir buyurdu. Bunu duyan Alkame´nin annesi feryad ederek dedi ki:

— Yâ Resûlallah! Oğlumu gözümün önünde ateşe mi atacaksınız? Buna gönlüm nasıl tahammül eder?

Resûlullah Efendimiz buyurdu ki:
— Allahü Teâlâ´nın azâbı daha şiddetli ve sonsuzdur

EYVAH!,..

îri yarı bir adam olan Keçeeizade İzzet Molla, Fatih Camiinde teravih namazı kılıyordu. İmam acele acele kıldırdığı için nefes nefese kalkıp oturuyordu. Namazın ortalarında elinde fener biri geldi. İmamın selâm verdiğini görünce:
— Eyvah!... Yetişemedik! diye hayıflandı. Bunu duyan İzzet Molla :
— Biz içinde iken yetişemiyoruz, sen nasıl yetişirsin birader... dedi.

İtikaf nedir manası

Lûgat mânâsı, bir şeye devam etmektir. . Şer'î mânâsı, beş vakit namaz kılınan bir camide veya o hükümdeki bir yerde itikâf niyetiyle ikâmet etmektir. Bir vilâyet veya kazada hiç itikafa giren yoksa, bizzat müftünün girmesi gerekir. Bir beldede bir tek îtikaf lı kimsenin bulunması, o beldeyi bir çok belâlardan korur.
îtikaf lar:

Vâcib, müekked sünnet, müstahab nev'ilerî-ne ayrılır: 1) Söz ile nezredilen itikâf vâcib-dir,. 2) Ramazan'm son on gününde itikâf müekked sünnettir.. 3) Başka bir zamanda ibadet ve taat niyetiyle yapılan itikâf müstehabdır.
İtikafm şartları :

Mûtekif (itikâf eden) akıllı, Müslüman ve temiz olmalıdır.
ttikafa niyet edilmelidir.

Mescidde veya o hükümdeki bir yerde itikâf edilmelidir.
Vâcib olan itikâf da, mûtekif, oruçlu olmalidır.
Kadınlar, evlerinde itikafa girmelidirler.

SADAKA-I FITIR

İhtiyacı olan eşyadan fazla olarak, zekât nîsabı kadar malı, parası bulunan her müslümanın fıtra vermesi vaciptir. Sadaka-i fıtır'ın vücûbu, zekâtın farz olmasından öncedir ve orucun farz kılındığı seneye rastlar. Fıtır sadakası. Orucun kabulüne, ölünün seke-râtından ve kabir azabından kurtuluşuna bir vesiledir. Ramazan Bayramını geçirmemek üzere verilecek olan bir sadakadır ve vaciptir.
Edası vacip olmasının vakti de Bayram günü sabahıdır. Bu bakımdan o günden evvel ölen veyahut Ramazan içinde zengin iken o gün fakir düşen kimseye, sadaka-i fıtır vâcib olmaz. Bayram gecesi güneş doğmazdan evvel doğan çocuğun fıtrasını vermek vâcib olur.

Nisaba malik olan hür bir müslüman hem kendi nefsi için, hem de fakir olan bunak ve mecnun veya küçük evlâdı için. izin ve hizmetinde bulunan köle ve cariyeleri için sadaka-i fıtır vermekle mükelleftir. Velevki köle ve cariyeleri gayrimüslim olsun.
Sadaka-i fıtır, arpa, buğday, kuru üzüm ve kuru hurmadan verilir.

ÇOCUKLARIN GİYİNMESİ

Çocuklarımı kendi kendine giyinmeyi öğrenmelidirler. Bunun için :

1 — Esbiselerini giyeceği sırada iç çamaşırları en Üstte bulunmalıdır.

2 — Elbiselerin dikişlerinin iç kısma gelmesi lâzım olduğu anlatılmalıdır.

3 — Üç yaşını doldurmuş çocuk düğmelerini ilikleyebilir.

4 — Giyinirken, çıkardıklarının katlanarak yerine konması lâzım geldiği yer her zaman intizamlı olanların başarılı olduğu anlatılmalıdır.

5 — Sık sık elbise değiştirmemesi için yemekte, çayda üstünün kirlenmemesine yardımcı olunmalıdır.

DİŞ KİRASI

Eskiden Ramazanlarda iftara gidilen yerlerdi misafirlere verilen hediye (para) için kullanılan tabir.

İkinci Meşrutiyetin ilânına kadar Ramazan ayında devletin vezir ve yüksek memurlarının konaklarında her akşam iftar yapılması âdet haline gelmişti. Bu davetlerde yemek ve ikramda bulunmakla beraber, fakirlere diş kirası namıyla para da verilirdi. Amirlerin verdiği davetlere maiyetinin gelmesi icab ederdi.

* * *

Halk arasında, bebeğin ilk dişini görenin, çocuğa aldığı hediyeye de diş kirası denilir. Bazı yerlerde çocuğun dişi çıkınca, bulgur kaynatılır, içine çeşitli renklerde şekerler konarak davet edilen misafirlere diğer çerezlerle birlikte ikram edilir.

Davete gelenlerin, bilhassa çocuğun dişini ilk görenin getirdiği hediye de, dişin kirası kabul edilir.

DÜNYA RUHUN BELASIDIR

Mes'ud o kimsedir ki, dünya muhabbetinden kalıbini soğutarak, onu, Allahü Teâla'nın muhabbet ateşinin tesiri altına almıştır.

Bütün hatâların başı, dünya sevgisidir; ve bütün ibâdetlerin başı da dünya sevgisini terktir. Bir hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur : «Dünya Allahü Teâlâ'nın buğzettiği bir şeydir. Yarattığı günden bu yana, ona hiçbir iyi nazarla bakmamıştır.» Bir başka hadis-i şerifte dünya ve içindekiler tard ve lâ'netle şöyle anlatılmıştır : «Dünya mel'undur, Onun içindekiler de mel'undur. Ancak içinde Allah'ı zikredenler hariç.»

Allahü Teâlâ'yı zikredenler, hatta Allah zikri ile dolu bulunan bütün zerreler, bu hadîs-i şerifin tehdidinden uzaktırlar. Ve bunlar dünya ehlinden sayılmazlar.

SARAYDA HIRKA-İ ŞERİF ZİYARETİ

Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Saadet, senede bir defa, Ramazan'ın onbeşinci günü, Padişah ve devlet büyükleri tarafından merasimle ziyaret edilirdi. Bu âdet, Yavuz Sultan Selim'den son padişah Sultan Va hidüddin'e kadar devam etmişti.

Ramazan'ın onbeşinci gecesi, Padişah, Hırka-i Saadet odasına gelirdi. Tülbend Ağası, altmış kadar yeni süngerle gümüş taslar içinde gülsuyu getirirdi. Padişah, gülsuyuna batırılan bir kaç süngerle Hırka-i Saadet sandukasının bulunduğu gümüş şebekeyi bizzat siler, temizlerdi. Diğer vazifeliler de odanın her tarafını siler, temizlerlerdi.

Ziyaret merasimi, ertesi günü ikindi namazından iki saat önce başlardı. Padişah, altın anahtarı kendisinde bulunan hırka sandukasını besmele ile açardı. Ağır işlemeli ve kıymetli bohçalar açılır, şeritler çözülür ve altın çekmece içerisinden mukaddes hırka çıkarılırdı.

HIRKA-İ SAADET

Hırka-i Saadet; Peygamberimiz Aleyhisselâm'ın hırkasıdır. Bu mukaddes emanet, iki adet olduğu için, İstanbul'da iki yere adını vermiştir. Birisi Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesinde, diğeri Hırka-i Şerif Camii'ndedir. Birincisi Hazreti Ka'b übnü Züheyr'e, ikincisi de Hazreti Veysel Karanî'ye bağışlanan hırkalardır.
Ka'b übnü Züheyr, Arabistan'ın en kuvvetli şairlerinden biriydi. Önce Islâm Dini'nin şiddetli düşmanları arasında yer aldı. Şiirleri ile Peygamberimizi çok üzdü. Bu yüzden Mekke'nin fethinde, öldürülecekler listesinde adı vardı. Bu korkuyla gözden kayboldu. Sonra pişmanlık duyarak Peygamberimizin afvına sığındı. Müslüman olarak, Peygamberimizi öven meşhur kasidesini söyledi. 59 beyitlik bu eser, lafız ve mânâ bakımından eşsizdi. Ka'b :

«Peygamberimizin nûrundan cihan feyiz alır»

ZEKÂT EMRİNİN ÖNEMİ

Islâm Dini, cemiyet nizamını mânevî ve maddî olmak üzere iki temel üzerine kurmuştur. Müslümanın namazı, evrad ve ezkârı cemiyetin mânevî hayatını tanzim ederken, müslüman zenginlerin verdikleri zekât ve sair mal ibadât da maddî nizamı tesis etmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'in 82 yerinde «îkâme-i salât (namaz kılmak)» ve «i'tâ-i zekât (zekât vermek)» beraber zikredilmiş ve Peygamberimiz (S.A.V.) tebliğ ve tâlimlerinde bu ikisini birbirinden ayırmamıştır. Hatta, o kadar ehemmiyetlidir ki, kendilerine yapılan bîatlarda bile, zekât, hususiyle tasrih edilmiştir.

Hulefâ-i Râşidîn de, bu emri çok büyük bîr titizlik içinde tatbik etmişlerdir. O kadar ki, Halife Hz. Ebû Bekrini's - Sıddık (r.a.) zekât vermekten kaçanlara karşı amansız bir mücadele açmış, bu husustaki kararlılığını şu kesin çizgilerle ifade etmişlerdir :

«Vallahi, Resûlullah'a verdikleri (bir yıllık) oğlağı vermekten imtinâ edenlerle, elim kılıç tuttukça mukalete ve muharebe ederim!»

İçeriği paylaş

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar

Anket

Fazilet.org taki konuları nasıl değerlendiriyorsunuz: